Neden Moda Fotoğrafçılığı? Bir Köken Hikayesi
Fotoğrafçılığa nasıl başladım, neden moda fotoğrafçısı oldum, Asi Lüks felsefesi nereden geldi. Donanım fetişinden Diesel mağazasına, Dilek Color'dan kendi işime uzanan bir köken hikayesi.
Fotoğrafçılığa fotoğraftan başlamadım. Donanımdan başladım.
2004-2005'te bir overclock rekor denemesi yapıyordum. Bir Polo GTI'nin radyatörünü söküp full custom bir su soğutma sistemi tasarlamıştım. Su pompalarını kendim yaptım. Bakır soğutma bloğunu Antalya'da bir sanayi tornacısına ölçüsünü vererek özel ürettirdim. Sonrasında işi sıvı nitrojen ile overclock'a vardırdım. Bilgisayar mühendisliği eğitimimle ekipman fetişim arasında bir köprü kurmuştum.
Bir gün bir arkadaşım bana dedi ki: "Ya Çağlar, abimden fotoğraf makinesini ödünç alalım, bu işi fotoğraflayalım." Abisi gazeteciydi. Sırt çantasıyla geldi. İçinden çıkanı gördüğümde fotoğraftan önce donanıma aşık oldum. Çantada Nikon D200, 14-24mm f/2.8, 24-70mm f/2.8, 70-200mm f/2.8 ve sanırım SB800 ya da SB900 bir flaş vardı. O ekipmanı elime almadan önce kafamda bir şey kırıldı. Bu bir alettir, ama bir aletten fazlası.
O gün overclock denemesini o kamerayla çektik. Aynı akşam kendime bir kamera almaya karar verdim. Nikon D90 yeni çıkmıştı (Ağustos 2008, ilk video çeken DSLR). Onu aldım, üstünde 18-105mm kit lens vardı. Başlangıçta kedi, köpek, kuş, mantar çektim. Aslında fotoğraf çekmiyordum. Makinenin netliğini kovalıyordum. Teknolojinin sınırlarını test ediyordum. O dönemler cep telefonunun fotoğrafı 640x480 piksel, beni bu Nikon büyülemişti. Ama D90'dan istediğim şeyi alamadım. Sevemedim bir türlü.
Burada hikayenin ikinci damarı devreye giriyor. Çocukluğumdan beri içimde olan bir şey vardı. Kıyafet.
15-16 yaşlarımdayken bile kız arkadaşlarım beni alışverişe götürürdü, ama bana eşlik etsin diye değil, onlara kıyafet seçeyim diye. Ben seçerdim, onlar denerdi. Diesel markasına ciddi bir bağlılığım vardı. Hala vardır. Diesel bence gerçek Asi Lüks. Balenciaga falan onun çakmasıymış gibi geliyor bana. Diesel öyle bir şey ki, ne mütevazi ne gösterişli. Karakterli. Bir kalitenin adı.
Şimdi anlayacaksın Asi Lüks'ün nereden geldiğini.
D90 ile bir gün kız arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmeye başladım. O sırada IT sektöründe ciddi bir markada, ciddi bir görevdeydim. Baz istasyonu kuruyordum. İsim vermek istemiyorum ama Türkiye'de tanıdık bir firmaydı. Aylık 3500 dolar civarında bir maaşım vardı. Ama bir şey beni huzursuz ediyordu. Fotoğraf çekiyordum, insanı çekmeyi seviyordum, ama ne çekiyorum sorusunun cevabı netleşmemişti.
Cevap Migros AVM'de geldi.
Antalya'nın ilk Migros AVM'si yapıldı. İçinde Antalya'nın ilk Diesel mağazası açıldı. Bir gün alışverişe gittim. Mağazada İstanbul'dan iki genç gördüm. Belli ki o işlerden geliyorlardı, üzerlerindeki kıyafetler, duruşları, konuşmaları, bakışları. Sonradan öğrendim ki vitrin tasarımı yapan stilistlerdi. O zaman onların yaptığı işin adını bile bilmiyordum. Ama giyimlerine ve yaptıkları işin tavrına o kadar hasta oldum ki o anda kararımı verdim.
Ben kendi kendime şunu dedim: "Çağlar, sen fotoğraf çekiyorsun. Çağlar, sen insanı çekmeyi seviyorsun. Çağlar, sen moda fotoğrafçısı olmalısın."
Ve bıraktım her şeyi.
3500 dolarlık IT maaşı bıraktım. Antalya'nın ilk fotoğraf stüdyolarından Alfa Color'a vesikalık fotoğrafçısı olarak girdim. O zamanlar asgari ücretti, 300-400 TL civarı bir aylıkla. Hesap basit değildi. Hesap mantıksızdı. Ama benim için tek mantıklı şey buydu.
Bir-iki ay sonra Dilek Color'a geçtim. Şu anda eğer iyi fotoğraf çekiyorsam, onlar sayesinde iyi fotoğraf çekiyorum. Bunu açık söylemek istiyorum. Dilek Color, Antalya'nın ekipmana ve ışığa en çok önem veren stüdyosuydu. Onlarca Broncolor ışık seti vardı. Hasselblad filmli orta format makineleri vardı. Film tap makineleri vardı. Dışarıdan bakınca havalı bir yer görmüyordun, ama içeride Avrupa standartlarında bir ışık ekolü vardı.
Ben oraya vesikalık çekmeye girdim. Ama her vesikalığa gelen müşteriye ben 10-15 tane portre fotoğrafı satıyordum. Çünkü bir müşteri içeri girdiğinde, o Broncolor'ları saatlerce o kişinin üzerinde farklı farklı kuruyor, denemeler yapıyor, kendimi geliştiriyordum. İnsan da bundan keyif alıyordu. "Ben vesikalığa geldim ama bu adam bana sanat eseri gibi portreler çıkardı" diyorlardı. Beni çok seviyorlardı, Dilek Color sahipleri de beni çok seviyordu. Allah razı olsun. Sonra bana şubelerinden birini emanet ettiler. 3-4 yıl boyunca o şubenin ana fotoğrafçısı ve yöneticisi oldum.
Bu süre boyunca kendi 5D klasiğimle hafta sonları kız arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmeye devam ediyordum. Sonra 5D Mark II çıktı. Tarihte ilk video çeken full frame kamera. Onu da aldım. Hatta o dönemler Magic Lantern vardı, kimse hatırlamaz şimdi. Magic Lantern firmware hack ile kamerayı RAW video çekebilir hale getiriyordun. Ben hala fotoğrafçıydım ama videonun kapısı orada açılmıştı.
Bir gün dedim ki, artık kendi işimi yapacağım. Dilek Color'a teşekkür ettim, ayrıldım. Beni tebrik ettiler, hala destek olurlar, hala iletişim halindeyiz. Dilek Color beni zirveye taşıyan yerdir. Onu unutmam.
Neden moda fotoğrafçısı oldum, şimdi anladın sanırım. Ama hikaye bununla bitmiyor. Çünkü moda fotoğrafçılığı bana sadece bir meslek değil, bir görsel estetik kazandırdı.
Asi görsel estetik.
Neden steril bir adam değilim? Neden müşterinin istediği yumuşatılmış halı görüntüleri vermiyorum? Neden hep biraz şansımı zorluyorum, biraz daha sert ışık koyuyorum, biraz daha asi pozlar arıyorum? Çünkü ben moda fotoğrafından geldim. Moda fotoğrafının görevi steril güzellik değildir. Moda fotoğrafının görevi karakter göstermektir. İnsanın üzerindeki kıyafet bir kostüm değil, bir kimliktir. O kıyafetin nasıl durduğu, nasıl ışık aldığı, modelin yüzünde nasıl bir ifade kurduğu, hepsi karakter inşasıdır.
Ben bu disiplini moda dışına da taşıyorum. Bir lüks otelin lifestyle çekimini yaparken, bir moda fotoğrafçısı gibi davranıyorum. Çünkü o sahnede de kıyafetler var, deneyimler var, yudumlanan içkiler var, güneş gözlüklerinin altındaki bakışlar var. Hepsi karakter taşıyor. Hepsi anlatı.
Mücevher çekiminde de aynı. Bir özel yapım yüzük, sadece bir obje değildir. Bir kadının elinde nasıl durduğu, hangi ışıkta hangi yüzeyini gösterdiği, hangi kıyafetin yanında konumlandığı, hepsi bir hikayedir. O hikayeyi anlatabilmek için moda fotoğrafının diline ihtiyacın var.
Diesel'in vitrinindeki o iki İstanbullu stilist beni bir mesleğe yönlendirdi. Ama aslında bana verdikleri şey meslek değildi. Bir bakış açısı verdiler. O gün anladım ki insanı, kıyafeti, ışığı ve sahneyi bir arada düşünebilen birinin yapacağı işi başkası yapamaz.
İşte o yüzden moda fotoğrafçısıyım. İşte o yüzden Asi Lüks'üm.